KARGO BEDAVA
4.8 (214 yorum)
99,00 TL KDV Dahil

I. TOPLUMSAL YAPININ TANIMI

İçinde toplumsal ilişkilerin, toplumsal olayların meydana geldiği, toplumsal grupların ve kurumların yer aldığı, toplumun şekil ve çerçevesiyle ilgili dış görünüşe sahip olan unsurların biçimlendirdiği bütünlüğe toplumsal yapı denir. Toplumsal yapının iki yönü vardır:
a) Fiziki yapı: Toplumun dış görüşü yani çerçevesidir. Toplumun üzerinde yaşadığı coğrafi bölge, bu bölgeye yerleşim şekli (köy-kent), toplumun nüfusu, nüfusun dağılışı (genç-yaşlı), köykent ve metropol gibi yapılanmalar bu yapıya aittir.
b) Kültürel yapı: Toplumun manevi yapısıdır. Toplumda görülen sosyal ilişkiler, statüler, roller, değerler, normlar, kontrol mekanizmaları, gruplar, kurumlar gibi yapılanmalar bu yapıya aittir. Bir sosyal yapının içinde birçok sosyal yapı vardır. Her toplumun kendine özgü sosyal yapısı vardır. Sosyal yapı zamanla ve toplumdan topluma farklılık gösterir. Mesela; feodal toplum yapısı, Türk toplumunun sosyal yapısı kendine özgü bir yapıdır. Çekirdek ailenin sosyal yapısı, geleneksel geniş ailenin yapısından farklıdır.

II. TOPLUMSAL YAPI VE TOPLUMSAL GRUPLAR

Toplumsal yapı birbirinden farklı özelliklere sahip köy, kent, metropol, millet vb. gruplardan oluşur.
a) Köy: İnsanların toprağa yerleşmesiyle beraber köy toplulukları ortaya çıkmaya başlamıştır. Topraktan elde edilen ürünler ve hayvancılık faaliyetleri üretim fazlasını ortaya çıkarmıştır. Bu da özel mülkiyetin ortaya çıkmasını sağlamıştır. Özel mülkiyetin ortaya çıkması yöneten-yönetilen sınıflarını doğurmuştur. Üretim fazlası aynı zamanda boş zamanları doğurduğundan sanat ve zanaat alanlarının ortaya çıkmasına neden olmuştur. Köy topluluklarında ekonomi tarıma ve hayvancılığa dayalıdır. Mekanik dayanışma (imece usulü gibi) vardır. Yani iş bölümü ve uzmanlaşma yoktur. Köy topluluklarındaki aile tipi geniş ailedir ve akrabalık bağları güçlüdür. Birincil ilişkiler görülür. Sınırlı bir nüfus vardır ve nüfus yapısı homojendir. Toplumsal hareketlilik azdır. Gelenek ve görenekler etkilidir.

b) Kent: İlk kentler Mezopotamya’da (M.Ö. 3500) görülmüştür. Antikçağda Roma kentini, Anadolu’da ve Mısır’da kurulan birçok kentleri görmekteyiz. Fakat bu kentler daha çok savunma ve ekonomik işleve sahip kentler idi. Günümüz kentlerinin ortaya çıkışı ilk kez sanayi devrimiyle beraber ortaya çıkmıştır. Sanayi devrimiyle makineye dayalı üretim ortaya çıkmış, bu da fabrikaların oluşmasına zemin hazırlamıştır. Fabrikaların yakınında yerleşen ve kente göç eden insanlar bugünkü sanayi kentlerinin doğmasına neden olmuştur. Kentlerde ekonomi sanayi, ticaret ve hizmet sektörüne dayalıdır. Organik dayanışma vardır. Teknik işbölümü ve uzmanlaşma yaygındır. Aile tipi çekirdek ailedir ve akrabalık bağları zayıftır. İkincil ilişkiler daha çok görülür. Nüfus yoğunluğu ve toplumsal hareketlilik fazladır. Nüfus yapısı daha çok heterojendir. Hukuk kuralları etkilidir. Kentler, çeşitli etnik grupları, kültür ve meslek gruplarını, toplumsal sınıf ve tabakaları içine alan heterojen (ayrı cinsten) yani farklılıkları içeren bir yapı gösterir. Hızlı kentleşmenin en büyük nedeni göçlerdir. Kentleşmeye sebep olan diğer önemli nedenler, kırsal alanın ekonomik, kültürel, sosyal olanaklarının yetersizliği ve kent yaşantısının sağladığı olanaklar olarak sayabiliriz. Ülkemizdeki kentleşme Avrupa ülkelerinde olduğu gibi sanayileşme sonucunda oluşmamıştır. Kentleşmede belirleyici olan etken, kırsal yapıda değişmeler ve çözülmeler olmuştur. Ülkemizde kentleşme sonucunda önemli birtakım sorunlar ortaya çıkmıştır. Bunlar; işsizlik, gecekondulaşma, çevre kirliliği, bölgeler arası dengesizleşme, kültürel çözülme ve kuşaklar arası çatışmaların artması gibi sorunlar başlıca sorunlardır.

c) Metropol (Anakent): Metropol kentler birkaç sanayi yerleşim merkezinin birleşmesi sonucu oluşmuştur. Yani kentlerden farklı olarak birden fazla merkeze sahip yerleşim merkezleridir. Metropoller yerleşmenin günümüzde geldiği en üst noktadır. Büyük şehir olarak adlandırılan kentler birer metropoldür.
d) Millet (Ulus): Fransız ihtilalinin etkisiyle feodal düzen yıkılmış ve kapitalist sistemin oluşumu döneminde milletler ortaya çıkmıştır. Fransız ihtilaliyle eşitlik ve özgürlük fikirleri yayılmaya başlamış ve milli irade, milli egemenlik gibi kavramlar önem kazanmıştır. Bu da millet egemenliğine dayanan ulus topluluklarının oluşmasını sağlamıştır. Bir toplumun ulus olabilmesi için ekonomi, toprak, soy, dil, din, ülkü, tarih ve kültür birliği olması gerekir.

III. TOPLUMSAL ETKİLEŞİM VE TİPLERİ

Toplumsal etkileşim, birey ya da grupların birbirlerini etkilemek yoluyla gerçekleştirdikleri
toplumsal davranışlardır. Toplum, grupların, biçimlenmesinde, statü ve rollerin belirlenmesinde toplumsal etkileşim önemli bir faktördür. Başlıca toplumsal etkileşim tipleri; mübadele (sosyal alışveriş, değişim), iş birliği, rekabet, çatışma, uyum, uyarlama, benzeştirme ve baskıdır.

1. Mübadele: Bu etkileşim çift yönlüdür ve gönüllülük esasına dayanır. Bir beklenti veya karşılık alma amacıyla davranışta bulunma şeklinde gerçekleşen etkileşimdir. Mesela; bireylerin yardım ettikleri kişiden bir teşekkür beklemeleri, İşçilerin ve memurların haklarının korunması beklentisiyle sendikalara üye olması, bireylerin hoşça vakit geçirmek için arkadaşlıklar kurması.

2. İş birliği: Birden fazla grubun ortak bir hedefin izlenmesinde birlikte hareket etmeleridir. Bu etkileşim genelde taraflardan birinin tek başına ulaşamayacağı bir hedef, sorun karşısında ortaya çıkar. Mesela; deprem sonrasında göçük altında kalan insanları kurtarmak için insanların birlikte hareket etmesi.
3. Rekabet: Birden fazla kişinin veya grubun aynı hedefi elde etmek için mücadele girmesidir. Rekabette hedefe yoğunlaşma vardır. Mesela; uçak firmalarının bilet fiyatlarını neredeyse otobüs bilet fiyatları ile aynı seviyeye düşürerek yolucu sayılarını artırmaya çalışmaları.

4. Uyum: Birey veya grupların temel davranış kalıplarını değiştirmeden çatışmaları önleyecek iş birliğini devam ettirecek davranışlar sergilemesidir. Mesela; bireyin bazen yapılan bir hatayı görmezden gelmesi, başkalarının alınganlık göstermesine neden olacak davranışlardan, sözlerden kaçınması.

5. Uyarlama: Grup beklentilerine uygun davranmadır. Davranışlar başka kişi ya da gruplara göre düzenlenir. Uyumdan farklı olarak tek yönlü bir etkileşimdir. Mesela; öğrenciler sınıf içinde rastgele davranmazlar; davranışlarını sınıfa göre (diğer arkadaşlarına) göre ayarlarlar.

6. Benzeştirme: Birden fazla kişinin veya grubun bir diğerinin davranış kalıplarını kabul edip uygulamasıdır. Arkadaşlıklar, kültürel etkileşim ve bir gruba katılma bu etkileşime neden olur. Mesela; selamlaşma, konuşma tarzı, yemek yeme biçimi gibi sosyalleşme yoluyla benimsediğimiz davranış şekilleri buna örnektir.

7. Çatışma: Birden fazla kişinin veya grubun bir diğerini ortadan kaldırmaya veya etkisizleştirmeye çabalamasıdır. Rekabette taraflar hedefe yönelirken
çatışmada ise birbirlerine yönelirler.

8. Baskı: Bireylerin veya grupların istenilen şekilde davranmasını sağlamak için zorluk çıkarılması, tehdit edilmesi veya bazı şeylerden yoksun bırakılmasıdır. Tek yönlü gerçekleşen bir etkileşimdir. Mesela; Batı Trakya’da Türk olanlara yapılan olumsuz uygulamalar.

IV. TOPLUMSAL TABAKALAŞMA

Toplumsal tabakalaşma, bireylerin toplum içinde hak ve ödevleri, yetki ve sorumlulukları göz önüne alınarak hiyerarşik olarak derecelendirilmesidir. Bu derecelendirmede temel alınan ölçütler statü, servet, siyasi güç, prestij (saygınlık), ırk, yaşam biçimi, meslek ve eğitim düzeyi gibi ölçütlerdir.
Toplumsal sınıf, bir toplumda benzer yaşam tarzına sahip insanların oluşturduğu bir kategoridir. Aynı toplumsal sınıfı oluşturan bireyler gelir düzeyi, tüketim biçimi, sosyal statü, saygınlık, meslek, eğitim vb. bakımından benzer özellik gösterirler. Buna göre bir toplumda sosyal tabakalar alt, orta, üst olarak gösterildiği gibi, bu tabakalar içinde memur, işçi, çiftçi, asker gibi sınıflar yer alabilmektedir.

1. Toplumsal Tabakalaşma Türleri

İnsanların yaşam tarzına göre kademeli dizilişi, toplumsal tabakalaşmayı meydana getirir. Toplumsal tabakalaşma üç türlüdür.

a) Kapalı sınıf tabakalaşması:
 Tabakalar arası geçişe hiçbir şekilde izin verilmeyen tabakalaşma türüdür. Bireyler başarı ve yeteneklerine göre değil de, ırk, renk, aile, gelenek gibi ölçütlere göre belirli tabakalar içinde yer alır. Yani verilmiş statüler geçerlidir ve bunlar süreklidir. Mesela; Hindistan’daki kast sistemi ve Eski Yunan, Roma’da ve 19. yy. öncesinde Amerika’da görülen kölelik sistemi.

b) Yarı açık sınıf tabakalaşması: En iyi örneği Orta Çağ Avrupa’sında görülen zümre sistemidir (Feodalizm). Bu tabakalaşmada, tabakalar arasında geçiş belirli katı kurallara bağlı olarak gerçekleşir.
Kişilerin statüsü mensup olduğu aile tarafından belirlenmiştir. Fakat bu statüler doğuştan ve sürekli değildir. Eşit olmayan bu tabakaların varlığı yasalarla tanınmış ve korunmuştur. Bu tabakaların farklı hakları, sorumlulukları ve ayrıcalıkları vardır. Mesela; senyörün görevi korumak, serfin (köle) görevi senyör adına üretim yapıp ona hizmet etmek. Bu dönemde kral, kilise, soylular, askerler, tüccarlar, zanaatkârlar ve köylülerden oluşan bir toplumsal hiyerarşi vardı.

c) Açık sınıf tabakalaşması: Tabakalar arası geçişin demokratik kurallara göre serbest olduğu tabakalaşma tipidir. Bireyler eğitim düzeyleri ve yetenekleri ölçüsünde tabakalar ve sınıflar arasında geçiş yapabilmektedir. Mesela; yoksul bir aile çocuğunun okuyarak profesör olması gibi.

2. Toplumsal Hareketlilik

Coğrafi mekândaki yer değiştirmeler veya sınıflar ve tabakalar arasındaki geçişlere toplumsal hareketlilik denir. İki tür hareketlilik vardır.

a) Dikey hareketlilik: Bireylerin gelir düzeylerinde, saygınlıklarında ve yaşam biçimlerinde belirgin ve önemli değişikliklere neden olan alt tabakadan üst tabakaya geçiş veya üst tabakadan alt tabakaya iniş biçimindeki değişmelerdir. Mesela; belediye başkanının Başbakan olması, bir fabrika sahibinin iflas edip işçi olması.

b) Yatay hareketlilik: Aynı tabaka içinde sınıflar arasında gerçekleşen değişimlerdir. Bireylerin gelir düzeylerinde, saygınlıklarında ve yaşam biçimlerinde önemli değişiklikler oluşmaz. İki türlüdür.
Mesleki hareketlilik: Bireyin mesleğini veya işini değiştirmesi (bir avukatın noterlik yapmaya
başlaması, bir manavın bakkal mesleğine geçmesi). Coğrafi hareketlilik: Bir ülkeden başka bir ülkeye veya ülke içinde bir bölgeden başka bir bölgeye yapılan göçler.